BaŞakHaber

Çağımızda Aile Sorunları

Çağımızda aile sorunları hakkında ilçemizde yaşayan ve ilçemizdeki sorunları yakından takip eden Psikolojik Danışman Hatice Akyüz Can hanımefendiyle günümüzde ailenin sorunları ve çözümlerini üzerine Başak Haber olarak Özel Röportaj yaptık.

Çağımızda Aile Sorunları
49 views
15 Aralık 2012 - 21:57

BaŞakHaber olarak 2013 yılına gireceğimiz şu günlerde hızla gelişen ve modernleşen dünyada, toplumun temel taşı olan ailelerimiz büyük tehdit altında. Ülkemizde yatak odalarımıza ve çocuklarımızın odalarına kadar giren televizyon ve internet ile birlikte komşuluk ilişkilerinin bitmesi, sosyal hayatın sadece facebook´tan olduğunu düşünen gençlerimiz…

Çağımızda aile sorunları hakkında ilçemizde yaşayan ve ilçemizdeki sorunları yakından takip eden Psikolojik Danışman Hatice Akyüz Can hanımefendiyle günümüzde ailenin sorunları ve çözümlerini üzerine Başak Haber olarak Özel Röportaj yaptık. Şimdi bu değerli röportajı sizlerle paylaşmaktan gurur duyuyoruz.

– Hoşgeldiniz.

– Kısaca kendinizi tanıtabilirmisiniz?

Avusturalya RMIT mezunuyum. Özel öğretim kurumlarında rehberlik ve danışmanlık görevleri yaptım. Şu anda da Aile danışmanlığı üzerine Yüksek Lisans yapmaktayım.

– Aile Sorunlarının temelinde sizce hangi sebep veya sebepler yatmaktadır?

18. yüzyıldan bu yana dünya üzerindeki pek çok ülkenin sosyal problemlerinin kaynağında sanayileşme ve onunla birlikte gelen göç dalgaları ve kentleşme yer almaktadır. Sanayileşmenin sosyal yönü, göçler, kentleşme ve bunun sonucu ortaya çıkan yeni insan tipi yeni kültürle kendini göstermiştir. Sanayi toplumunda artık geniş aile tipine yer yoktur; çünkü geniş aile sınaî hareketliliği engeller. Çekirdek aile daha geniş ve daha hareketli bir işgücü sağlar. Böylelikle tarih içerisinde geleneksel aile yapısında çözülmeler görülmüştür. Ekonomik zorunluluklardan dolayı kadının da iş hayatına atılması bu çözülmenin etkisini artırmıştır. Aileler pek çok görevlerini ve fonksiyonlarını kamu kurumlarına devretmişlerdir.  Neticede dış etkilere karşı bir sığınak ve dayanışma imkânı olmaktan uzaklaşmışlardır. Şüphesiz sanayileşme bu dönüşüm sürecini de beraberinde getirerek problemleri ortaya çıkarmıştır.

– Eşlerin birlikte çalışması ve modern hayata ayak uydurma çabası aileyi nasıl etkilemektedir?

Kadın için zaten toplumumuz tarafından kendisine atfedilmiş birtakım görevler vardır. Bu görevler (yemek, temizlik, ufak tefek alışveriş ve çocukların bakım ihtiyaçları) gibi evin içerisinde düzenin aksamaması adına yapılabilecek işlerdir. Bu görevler her ne kadar bazı erkekler için basit görülse de ciddi zaman alan işlerdir. Bunun yanı sıra çalışan kadın zamanının önemli bir kısmını işi için harcayarak fazladan yorulup, gün içinde karşılaşmış olduğu iş kaynaklı sorunlar nedeniyle tolerans seviyesi azalabilir. Bu durum eşinden daha fazla ilgi ve yardım beklemesi ne sebep olacaktır. Aslında kadın, her şeye yetemediğini düşünerek eşinden yükünü paylaşmasını istiyordur, ancak eşiyle ortak bir görev dağılımı yapılamamışsa kadın yavaş yavaş kendi içinde yalnızlaşmaya başlayabilir.

Kadının aile ekonomisine katmış olduğu maddi değerle birlikte lüks yaşam ihtiyacı da kendiliğinden doğabilir. Çalışan kadının ev hanımlarına oranla tekstil ve kozmetiğe daha fazla para harcadığı bilinen bir gerçektir.  Bununla beraber çalışan annenin işten geç gelmesi ya da yorgun olması durumunda fast-food yiyeceklerle öğün geçiştirilebilir, yada dışarıda yemekle sorun çözülebilir. Bu da ciddi anlamda ev ekonomisine zarar verir.

Anne, çocuklarının bakımı için kendisi evde bulunmadığından dolayı bir bakım veren kişi tutmak zorunda kalır. Bu kişi için ekstra bir harcama yapmak gerektiği gibi anne bir de çocuklarıyla yeterince ilgilenemediğini düşünerek vicdan azabı yaşamaktadır. Bu vicdan azabı da onu çocuklarının maddi-manevi her istediğini yapmaya çalışmaya ve işten arta kalan zamanını çocuklarına adamaya itecektir. Ve bu tutumu ileride “kendine zaman ayıramama” sorununa dönüşebilecektir.

Erkek açısındansa durum daha da farklıdır. Eşinin kendisine yeterince zaman ayırmadığını iddia eden, her şeyin üstesinden gelebildiği portresini çizen bir kadının kendisine de ihtiyacı olmadığını ifade eden erkek sayısı da hatırı sayılır derecede yüksektir. Modern hayata ayak uydurma çabalarıyla birlikte “bireyselliğin” ön plana çıkması maalesef, Modern hayat çarkının dişlileri arasında ezilen birçok insan, parçalanan birçok aile olmuştur.

– Evlilik öncesi eş seçiminde gözden kaçan bazı hususlar ileride olumsuz sonuçlar doğurabiliyor, bunlar nelerdir?

Öncelikle ülkemizde bu konuda çok kaderci bir yaklaşımımız olduğunu düşünüyorum. Oysa yurtdışında çok ciddi yapılanmalar var. Bir şehirdeki Aile merkezlerinin sayısı neredeyse eczane sayısıyla aynı. Evlilik öncesi eğitime de en az aile sorunlarının giderilmesi ve bu yapının sağlamlaştırılması kadar önem veriyorlar.

Gerçi Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığının son senelerde bu konuda çok ciddi çalışmaları var. Ama hala yeni bir konu halkımız için. Aile Danışma Merkezlerinin önemi ve gerekliliği vurgulanmalı, insanlar bilinçlendirilmeli. Son 20-30 yılda o kadar çok mutsuz yada boşanmayla sonuçlanan evlilik gördük ki gençler evliliğe ön yargıyla yaklaşıyor. Evlilikten korkan, daha evlenmeden anlaşamadığı taktirde boşanacağını söyleyen gençlerin sayısı hiç de az değil.

Çiftler ne yazık ki kendilerini  ve birbirlerini tanımadan, kendilerini neyin beklediğini bilmeden evleniyorlardı. Onlara bu konularda yol gösterecek sadece aileleri vardı bu zamana kadar. Ailelerinin de bu konuda çok bilgi sahibi olmadığını ve birçoğunun da evliliğini hasbel  kader ya da zorunluluktan yürüttüğünü düşünürsek  yeni evlenecek yada evlenmiş olan çiftlerin nasıl bir durum içinde olduğunu daha iyi anlarız.

Bir örnek vereyim: Bir yıllık evliliğini bitirmek üzere “şiddetli geçimsizlik” sebebiyle eşiyle anlaşarak boşanan bir bayanla görüşme yaptım. Görüşme sırasında kendisine geçmişine yönelik bazı sorular sordum. Bunlar evlenmeden önce eşini ve eşinin çevresini ne kadar tanıdığına ilişkin sorulardı. Sorularımdan bazıları şunlardı:

– Ailesinin yanında seninle iletişimi nasıldı?

– Ailesiyle iletişimi nasıldı?

– Seninle ve ailesiyle arasındaki iletişiminde farklılıklar var mıydı?

– Arkadaşlarıyla bağı nasıl ve nasıl insanları tercih etmişti?

– Çok sinirlendiği bir durum karşısında tepkisini nasıl gösterirdi?

– Kendinden büyüklerle ve küçüklerle iletişimi nasıldı?

– Spontane gelişen bir olayda nasıl tepki verirdi; gergin mi olur yoksa sakinliğini muhafaza mı ederdi?

Bu sorular gibi onlarcası sorulabilir. Ama bana verdiği cevap çok şaşırtıcı ve bir o kadar da üzücü idi. “Ben bunlardan hiç birine bakmadım. Onunla mutluydum, başka şeye gerek yok gibi düşünüyordum. Eğer bu soruları o zaman sormuş olsaydım belki de onunla hiç evlenmez bu kadar acı çekmezdim.” diyordu.

Belki de çözümlenebilecek  bu sorunlar bir uzman yardımıyla evlenmeden önce halledilebilseydi  bu evlilik boşanma ile sonuçlanmayacaktı.

– Kaliteli zaman kavramı evlilikte neyi ifade eder?

Kaliteli zaman, aslında nitelikli zamandır. Eşlerin birbirlerine olan sevgi, bağlılık ve ihtiyaçlarını ifade edebilecekleri birlikte geçirilen huzurlu zamandır. Maalesef günümüzde para ve teknolojiyle bu ihtiyacın giderildiği zannedilmektedir. Erkek “altında arabası, cebinde kredi kartı var, ne istiyorsa alsın kendisi, nereye gitmek istiyorsa gitsin” yaklaşımının aslında sıcak bir çift sözcük, gün içinde bir hatırlamanın ya da bir demet çiçeğin yerine geçebileceğini sanarak yanılıyor. Aslında eşlerle kurulacak sağlıklı bir iletişim ve ardından kendilerine dönen paha biçilmez mutluluk tamamen ücretsizdir. Evde ailece karar verilerek izlenilen bir dizi, haftalık aile toplantıları, akşam ya da sabah tüm aile fertlerinin eksiksiz katıldığı bir öğün yemek, birlikte kitap okuma, kutu oyunları oynama ve her şeyden önemlisi kendilerine “değer verildiği” hissini veren geçmiş ve geleceğe dair sohbetler kaliteli zaman geçirmek adına yapılabilecek sadece birkaç etkinliktir.  Bunların dışında sağlıklı ailelerin özelliklerinden biri olan mizah duygusunu da aileye taşımak çok önemli diye düşünüyorum. Ufak tefek taklitler, skeçler, espriler gerginliği ortadan kaldıracak ve bireylerin kendilerini daha rahat hissederek ifade etmelerine çok yardımcı olacaktır.

– Huzursuz ailelerde yetişen çocukların durumu hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Evde huzurun olmaması en az eşler kadar çocukları da etkiler. Bu durum öncelikle davranışlarına yansır. Çocuklar huzursuz ailelerde davranış problemleri, okul başarısında düşüş, anne-babaya karşı isyankâr davranışlar ve çevresine karşı saldırgan davranışlar geliştirebilirlerken; tam tersine içe kapanık, duygularını paylaşmayan, kendisini arkadaşlarından ve akrabalarından izole eden ve hiçbir şeyle mutlu olamayan , hayata küsen bir tutum da sergileyebilirler. Anne ve babasının tartışmalarına şahit olan çocuklar, yaşanan huzursuzluktan kendilerini sorumlu tutma eğilimindedirler.  Dikkat problemleri ve yaşıtlarına göre daha hiperaktif davranışlar göstererek yansıttıkları öfkeleriyle dikkat çekebilirler. Anne ve babaya olduğu kadar diğer yetişkinlerle de güven sorunu yaşayabilirler. Çocuklukta yaşadığımız aile ortamı bizim nasıl birer anne ve baba ve nasıl bir insan olacağımızı büyük ölçüde belirler.

– “En Sevimsiz helal” olarak adlandırılan boşanma günümüz şartlarında nasıl seyretmektedir?

Geleneksel aile yapımıza ters düşen ve alışkın olmadığımız birçok durum ne yazık ki şuanda kanıksanmış durumda. Bunda televizyon ve internetin ve çok tabii medya araçlarının da etkisi çok büyük. İzlenen televizyon dizileri, realite şovlar vs. ciddi ahlaki erozyonlara sebep oluyor. Kadının da “ekonomik özgürlüğünü” ele almasıyla “sana mecbur değilim!” diyebiliyor insanlar.  Eğer evliliğim istediğim gibi olmazsa, karşımdaki istediğim gibi biri çıkmazsa boşanırım diyebiliyorlar kolaylıkla. Hâlbuki sadece biraz karşılıklı emek ve özveriyle o ailenin bağları sağlamlaştırılabilir. Sahip olduğumuz hiçbir şey bakım olmadan devamlılığını sürdüremez. Evinize bakmazsanız içinde yaşanmaz bir hal alır, ulaşımınızı kolaylaştıran arabanız bakım olmadan işinizi göremez, bedeninize bile bakmadığınız takdirde hastalanmaya mahkûmsunuzdur. Biraz ilgi ve biraz sevgiyle, doğru yöntemleri kullanarak sorunlu başlayan evlilikler de düzeltilebilir  elbette.

TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) raporlarına göre 2012 yılının II. Döneminde (Nisan-Mayıs-Haziran), evlenme sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre % 2 artarak 173 462’ye yükselirken, boşanma sayısı geçen yılın aynı dönemine göre % 2,3 azalarak 33 197’ye düşmüştür. Bu sonuçlar 2010 ve 2011 sonuçlarıyla karşılaştırılırsa Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ne kadar mühim bir çalışma başlattığı daha iyi anlaşılır. Meydana gelen boşanmaların % 40,2’si evliliğin ilk 5 yılı içinde, %23,8’i ise 16 yıl ve daha fazla süre evli olan çiftlerde gerçekleşmiştir ki bu da Bakanlığın başlatmış olduğu çalışmaların üzerine çok ciddi eğilmemiz gerektiğini, Evlilik Öncesi Eğitimin ve Aile Danışmanlığının önemini gözler önüne sermektedir.

– Dünyada ve Türkiye´de “Aile” ile ilgili ne tür düzenlemeler yapılmaktadır?

Aslında bu konudan biraz bahsettik. Dünyada popüler kültürün ve “bireyselliğin” de etkisiyle aile oluşumu ciddi anlamda sekteye uğramış durumda. Bu nedenle de ülkemizde olduğu gibi bu konu Aile bakanlıkları olarak gündeme alınıp ciddi kanunlar çıkartılmış ve çıkartılmaya devam ediliyor. Birçok ülkede Aile Merkezleri, Aile Terapi Merkezleri, Aile Danışma Merkezleri gibi farklı isimlerle kurumlar ailelerin hizmetine sunuluyor ve bu da tıpkı medikal ihtiyaçlar gibi devletin Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlanıyor. Yani danışmanlık hizmetini alan bir aile bu hizmet için ekstra bir ödeme yapmıyor. Aynı zamanda belirli aralıklarla hizmet alan ailelerle görüşmeler yapmak ve durumlarını takip etmek, gerekli görüldüğünde maddi-manevi müdahalelerde bulunmak da yine bu kurumların işlevleri arasındadır.

Ülkemizde de benzer çalışmalar yapılmaya başlandı, fakat daha çok yolumuz var gidilecek. Bu kurumların sayıları arttırılmalı. Örneğin Başakşehir’ de henüz bir merkezimiz bile yok, fakat ihtiyaç sahibi yüzlerce aile var. Çok büyük ve kozmopolit bir ilçe olan Başakşehir’de de ne yazık ki bu sorunları yaşayan ailelerin sayısı azımsanmayacak kadar fazladır.

Evlilik öncesi eğitim ise belediye kanalıyla evlenecek çiftlere aldırılması geren zorunlu bir eğitim olursa daha fazla sayıya ulaşılmış olur diye düşünüyorum. Bu noktada belediyelere çok ciddi sorumluluklar düşüyor. Aile Danışma Merkezlerinin işlevlerini halka duyurma konusunda, halkı bu noktada bilinçlendirme konusunda seminerler, sempozyumlar, söyleşiler yapılarak mümkün olduğunca fazla sayıda merkezle halka hizmet sunulursa çok ciddi verim alınacaktır.

– Aile Danışma Merkezlerinin işlevleri nelerdir?

Aile danışma merkezlerinin işlevleri, aslında aileyi yeniden doğru bir şekilde yapılandırmaya yardımcı olacak birtakım çalışmalar bütünüdür. Bu kuruluşların asıl hedefi bireylerin sorunlarını aile içinde ve yine kendileri çözümlemelerini sağlayacak içgörüyü sunmaktır. Aile Danışmanı, ailenin sınırları ve aile üyeleri arasındaki ilişkiler üzerinde çalışarak, aile üyeleri arasındaki bozuk ilişkileri düzeltmeyi ve bu süreçte kazanılan yeni iletişim ve etkileşim frekansları sayesinde, aile bireylerinin sorun çözme yeteneklerini güçlendirmeyi amaçlayan özel teknik ve stratejileri içeren hizmeti sunar. Bu noktada bireysel terapi ve danışmanlıklardan farklı olarak ailenin bir bütün olarak ele alınması ve görüşmeler esnasında her bir bireyin özgür iradesiyle aktif katılımı çok önemlidir. Sağlıklı bir birey ve sağlıklı bir aile olmak adına atılan ilk adımlar bu birliktelik üzerine kurulmaktadır. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi sosyokültürel yapısı gereği Başakşehirde de bu çalışmalara ciddi anlamda ihtiyaç vardır. Verilecek olan bu hizmetlerle sağlıklı toplumların yetişmesi için katkı sağlanacağına inancımız tamdır. Peygamberimizin de buyurduğu gibi :  “Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir. (Tirmizȋ)”

Önemi her geçen gün giderek artan Aile Danışmanlık Merkezlerine olan ihtiyacı gündeme taşıyarak birçok ailenin istifadesine sunan bu röportaja imkân veren Başak Haber ekibine teşekkür ediyorum.

– Bizde BaŞak Haber Ailesi olarak çağımızın aile sorunları ve problemi üzerinde değerli zamanını bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.