BaŞakHaber

Farklılıklarımız en büyük kazanımlarımızdır

Farklılıklarımız en büyük kazanımlarımızdır
Canan İSSİYIL
Canan İSSİYIL( canan0871@gmail.com )
Sosyolog /Aile Danışmanı/Çocuk Gelişimi Ve Eğitimi/Eğitim Öğrenci Koçu Arel Üniversitesi Çocuk Gelişimi Programından Sonra İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümünü bitirmiştir. Biruni Üniversitesi Aile Danışmanlığı Sertifika Programını tamamlayan İSSİYIL halen Sosyolog Aile Danışmanı olarak serbest çalışmaktadır. Bilgi Üniversitesi Den ICF Onaylı Eğitim Ve Öğrenci Koçluğu Objektif Çocuk Zekâ Değerlendirme Testleri Uygulayıcılığı Yönetim ve Organizasyon Etkili İletişim ve Beden Dili 360 Derece Performans Değerlendirme Eğitimi gibi pek çok sertifikaya sahiptir İstanbul Bakırköy’de 5 yıl MEB e bağlı anaokulu işlettikten sonra bir vakıf yurdunda idarecilik görevi yapmıştır. Asıl isteği olan danışmanlık alanına yönelen Canan İSSİYIL çeşitli kurumlarda seminerler vermiş ve vermeye devam etmektedir. Aile içi çatışmalar ve çözüm yolları, Ergen - ebeveyn problemleri, bilinçaltı ve frekanslar öfke problemleri zaman yönetimi, iletişim ve motivasyon, öğrenci odaklı ders çalışma yöntemleri gibi alanlarda özel bir kurumda danışmanlık ve eğitim hizmeti vermektedir. Uzun bir süre siyasette aktif olarak bulunmuş Şanlı Urfa Millet Vekili adayına siyasi danışmanlık yapmıştır. Canan İSSİYIL iki çocuk annesidir.
265 views
10 Ağustos 2020 - 2:38

Pazarda  elinize  aldığınız hiçbir elmanın, portakalın yapısı birbiriyle aynı değildir. Seçerek alırsınız çünkü birbirinden farklıdır.

Yüce yaradan yeryüzünde pek çok şeyi birbirine benzer yaratmış ancak birebir aynı yaratmamıştır. Çünkü her şey ve herkes biricik ve kendine özeldir. Çoğumuz biliriz ki; ceviz beynin yapısına benzer, fasulye böbreğe. Benzerliklerin ilham vesilesi olduğunu, bu benzerlikten ne gibi fayda sağlayacağını insanoğlu artık öğrendi. Günümüzde pek çok bilim insanı bu benzerlikleri çalışmalarına rehber kılıyor. Gelelim ilişkilere;

Hayatımızdaki insanların bizim gibi düşünmesini bizim gibi davranmasını istemek ilişkilerin altına mayın yerleştirmekten farksızdır. Hepimiz ayrı tenlerde ayrı boylarda ayrı göz renklerinde yaratıldık. Fabrikadan çıkmışçasına aynı olduğumuzu düşünsenize… Hayat tek düze, tatsız, renksiz, hareketsiz, bomboş ve sıkıcı olurdu. Farklılıklar daima öğreticidir. Sürekli yargıda kalmaksa sizi sadece tüketir. Eşinize, partnerinize, ebeveynlerinize, arkadaşlarınıza, iş arkadaşalarınıza bakın onlarda ne görüyorsunuz dediğimde olumlu yanlarından çok olumsuz yanlarını söylersiniz. Çünkü zihin bizi tehlikelerden korumak adına hep olumsuzu görmeyi seçer. (Zihnin, bilinçaltının nasıl yönetileceğini ayrı bir makalede anlatmak üzere detaya girmiyorum)

Ama o da şöyle yaptı, böyle davrandı derken bulursunuz kendinizi. Evet, o öyle yaptı. Çünkü o siz değil. Siz olmasını beklemeniz karşınızdakine yapacağınız en büyük haksızlıktır. Evlenmeden önce eşinizde pek çok beğenmediğiniz davranış gözlemlersiniz bunları ya ben düzeltirim yanılgısıyla ya da “alıştım, bir şey olmaz.” diyerek görmezden gelirsiniz. Görmezden geldiğiniz şey aslında zihninizin size ‘’ilerde hallederim‘’ dediği bir oyundan ibaret. Hiç bir şeyi bu bakış açısıyla halledemediğiniz gibi evlilik öncesindeki yumuşak cevaplar yerine dirençle karşılaşırsınız. Evliliğe “ben onu düzeltirim” düşüncesiyle dahil olmayın. Bu sizi karşınızdakiyle amansız bir rekabete sokar. Bunun adına da inatlaşma dersiniz. Hani fındık kabuğunu doldurmayan tartışmalar vardır ya. İşte bunun kökeninde çoğunlukla karşındakini olduğu gibi kabul etmemek vardır. Ama şöyle yapıyor, böyle davranıyor, nasıl kabul edeyim dediğinizde zaten 1-0 yenik başlarsınız. Partnerlerin uyumu önce birbirlerini kaliteli dinlemek sonra dinlediğini anlamaktan geçer. Anladığınız şeyi empatikleştirdiğinizde ve kendi fikrinizi söylediğinizde emin olun karşı tarafta sizin gibi dinlemeye, anlamaya ve empati kurmaya başlar. Kiminle olursa olsun empatik dinleme pek çok şeyin sorun olmasının önüne geçer. Hepimizin elbette ki eşref saati vardır. Burada stresi az olan tarafın sessiz kalarak ya da kendince geliştirdiği yöntemlerle durumu idare etmesi pek çok sorunu büyümeden ortadan kaldırma gücündedir.

Eşinizle zevkleriniz, keyif aldığınız şeyler hiç bir zaman aynı değildir ve olmayacaktır. Düşünsenize o da tıpkı sizin gibi farklı anne baba farklı çocukluk ergenlik farklı sosyal yaşam farklı bilinçdışı kayıtlarla bu yaşına kadar gelmiş. Kişi üzerindeki onca yılın kalıplaşmış bilgilerini duygu ve düşüncelerini bilim uzmanları silemezken siz bir imzayla silebileceğinizi düşünüyorsunuz. Bunun gerçekliği sizce mümkün mü? Evet. Dönüşüm mümkün. Fakat emirle, rekabetle yok sayarak  imkansız.

Burada önemli olan partnerinizin seçimlerine saygı duymaktır. Örneğin eşiniz yüzmeyi çok seviyordur siz denize ayağınızı bile sokmazsınız. Eşiniz sizi zorladığında ise beni sevmiyor, anlamıyor, bana saygı duymuyor durumuna geçersiniz. Siz tatilde ormanlık alanda olmayı isterken o Antalya’da sıcak kumlara uzanarak vakit geçirmeyi isteyebilir. Peki, böyle bir durumda ne yapalım? O deniz keyfi isterken ben memleketimde dağ tepe mi gezeyim? dediğinizi duyar gibiyim. Elbette hayır. Orta noktayı bulmak hiç de zor değil. Ülkemizde denizin olduğu yerde mutlaka dağ dere tepe de vardır. Dağlar denizlerin dengesini sağlar. Gitmeden yapacağınız ufak bir araştırmayla bölgede sizin için de bir yerler olduğunu keşfedebilirsiniz. Bunu eşinizle ortak paydada buluşarak daha gitmeden planlarsanız sorun oluşmadan çözüme ulaşabilirsiniz. Bu sadece küçük bir örnek. Her konuda yapıcı düşündüğünüzde çözüm üretmeniz çok mümkün. Düşünsenize, senede bir hafta bir yerde dinleneceksiniz. Onda da sürekli neden burada olduğunuzu sorgulayan mutsuz biri var yanınızda. Şimdi diyeceksiniz ki, ben hep onun isteğine uyuyorum. Neden fedakarlık yapan her seferinde ben oluyorum? Bu soru kendi kendinin cevabını veriyor aslında. Söylemeye çalıştığım bu değil nefes aldığınızda dahi geri vermek zorundasınız bunun adı dengedir. Nefesi almak yetmez vermediğinizde de sorun yaşarsınız hatta ölürsünüz. Hayat alma verme dengesi üzerine kurulu bir fidana su verirsiniz o da size meyve verir. Alma verme dengesini kurmayı başardığınızda kimse hakkınıza girmediği gibi siz de eşinizin, arkadaşınızın, kardeşinizin hakkına girmezsiniz. Hak demişken “ama haksızlık hep bana yapılıyor dediğinizi duyar gibiyim. Siz kurban bilincinde kaldığınızda, evet hep size yapılacaktır. Kurban bilinci ve alma verme dengesini başka bir yazımda sizlerle paylaşmak için burada kısa geçiyorum.

Yukarıda da bahsettiğim gibi farklılıklar renktir öğreticidir. Güzel yönlerini görmeye çalıştığınızda en kötü durumun bile aslında bir kazanım bir tecrübe olduğunu anlarsınız. Kötü dediğime bakmayın. Benim bakış açımda; yaşamda  kötü yok, tecrübe vardır.

Eşlerin kendilerine ait özel zamanları olması evliliğe nefes aldıran eşler arası saygıyı koruyan çok önemli bir husus. Şimdi diyeceksiniz ki, ne demek özel zaman onun tek özeli benim. Bu bakış açısı ısrara dönüştürüldüğünde şiddete zemin hazırlıyor. Ya benimsin ya kara toprağın bilinci aşırı sahiplenme,  normalüstü kıskançlıkla birleştiğinde evlilikte ne yazık ki şiddete zemin hazırlıyor. Şiddet derken sözlü ya da fiili kadın ya da erkek hiç fark etmiyor. Erkek de, kadın da kendine ait özel zamanlara sahip olmalı. Birbirlerinden bağımsız arkadaş görüşmeleri, hobiler, akraba ziyaretleri yapılabilmeli. Tabii ki eşlerin aralarında paylaşımda bulunarak birbirilerini onayladığı zaman dilimlerinde. Yoksa başına buyruk olmayı kastetmiyorum. Kimse kimseye köle olmak için evlenmiyor. Evlilik tıpkı iş ortaklığında olduğu gibi imza atıp sorumluluk aldığımız ancak zaman zaman özgür olabildiğimiz bir kurum olmalı. Şimdi diyorsunuz ki serbest bırakırsam aldatılırım, üçüncü kişilere gider. Bu korkuya güvensizlik eşlik eder. Güven temelli olmayan sürekli terk edilme korkusunun eşlik ettiği tüm ilişkiler zaten bitmeye mahkumdur. Bir de çekim yasası var ki, olmayanı bile hayatınıza çekersiniz. Sürekli takip ettiğiniz partnerinizle ilişkiniz güven temeli üzerine oturmamıştır,  bunun adı her ne kadar evlilik olsa da dedektiflikten öteye geçmez. Bir süre sonra paranoya haline dönüşen düşüncelerinizle anksiyete yaşamaya başlarsınız.

Hayatımızda sadece eş ilişkileri yok. Evlatlarla, ebeveynlerle, iş ortamında da sorunlar yaşarız. İlişki içerisinde olduğumuz tüm sistemler aslında aynı odak üzerine çalışıyor. Hayat denge üzerine kurulmuştur. Sınırlarınızı en yakınınızla bile koruduğunuzda inanın en az üzülen siz olursunuz. Sınırlar derken sert kırmızı çizgilerden bahsetmiyorum herkesin durması gerektiği noktayı önce kendimizden başlayarak belirlemekten bahsediyorum. Bu konu elbette ki buraya sığmaz daha sonra devam etmek üzere hepinizi Allaha emanet ediyorum.

Instagram hesabım: PSİKOSOSYALBİLİNÇ’ ten paylaşımlarımı günlük olarak takip edebilirsiniz.

Sevgilerimle…

Sosyolog/Aile Danışmanı

Canan İssiyil

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.