BaŞakHaber

BEN BELEDİYE BAŞKANI OLSAYDIM…

BEN BELEDİYE BAŞKANI OLSAYDIM…
Ali AKTAŞ
Ali AKTAŞ( aktasali.58@gmail.com )
103 views
11 Ağustos 2020 - 0:01

Önce bana oy vermeyen kesime hizmet ederdim. Tüm farklılıklara rağmen, her kesime yardım ederdim. Ana sloganım tebessüm olurdu. Hizmet için önce tebessüm…

Ben belediye başkanı olsaydım, belediye binasında, toplantı odasında kararlar alındıktan sonra belediye binasından çıkar, halk neredeyse orada olurdum. Sanayi siteleri, esnaf ve dükkanlar, fabrikalar, haneler, parklar, sahalar… Nerede dert varsa orada çözüm de vardır.

Toplumun yararına hizmet ederdim, partimin yararına hizmet etmezdim. Belediye başkanı olsaydım, halkın insanı olurdum. Tebessümün ardından şu söz çıkardı: “Sizin sayenizde burdayken, sizi unutamam”

İstişare heyetimde entelektüel insanları tutardım. Gençlerle bilhassa beraber olurdum. Gençlerin, ediplerle ve şairlerle beraber düşüncelerini paylaştığı ortamda bulunurdum. Heyetim de aksi fikirleri öncelikle dinlerdim ki düşüncelerimi geliştirebilmiş olayım. Belediyecilik düşüncesi inşa etmek üzere -tarihten ibret de alarak- her sene kongre tertip ederdim. Kongrenin organizatörlerini, konuşmacılarının gençlerden müteşekkil olmasına itina gösterirdim. Sokaklara Türkçe’nin güzel lafızlarını yazardım ki sokakta görenler dağarcığını da geliştirmiş olsun. TRT Arşiv görüntülerini izleyince halkın konuştuğu o güzel Türkçeyi tekrar sokaklarda duymak için yapardım bunu. Birde Osmanlı Türkçesi eğitimine yönlendirirdim tüm vatandaşları. Türkçe düşünüp, Türkçe yazarak değer verilir, değer artar ama kelime bilmeden de düşünce olmaz.

Mutluluğun şehri yazarak bir belde mutlu olmaz. Ancak düşünce ve üretimde özgürlük ile mutlu olunur. Önce zihinlerdeki prangaları kırmalıyız! Üretim ardından gelecektir.

Ben belediye başkanı olsaydım, yamalı Hırka giyen Hz. Ömer’i örnek verirken, altımda lüks bir makam arabası çekmeye haya ederdim. İtibarın makam arabasında, deri kapılı koltukta veya lüks belediye binasında değil, tevazuda olduğunu bilirdim. İtibar için değil, insana yakıştığı için tevazuu seçmek isterdim zira insana yakışan en güzel takının, tevazu olduğunu bilirim.

Yalan söylemezdim, söyleyenle partimden dahi olsa iş yapmazdım. Seçilmiş olduğum parti teşkilatına diyeceğim şu olurdu: Eğer benden haksızlık, yolsuzluk, usulsüzlük yapmamı isteyecek olursanız, partimden istifa ederim. Popülist söylemlerle halktan gerçekleri gizlemezdim. Kendi partimin yararına bile olsa popülist söylem yapmazdım.

Belediye başkanı olsaydım, korumalarla gezip halktan korkar gibi hareket etmezdim. Halktan belediye başkanına halel gelmez. Lüks bir araç yerine mütevazi bir aracım olurdu. Kendi resmimi afiş etmezdim. Halkın resmini afiş ederdim.

Belediye başkanlığı en sağlıklı işleyen temsili makamdır. Belediyecilik sayesinde halk temsil ediliyor ve hizmet görüyor. Halkı temsiliyet adına istişare meclisine öncelik verirdim. Asla tartışmaya girmemeye çalışırdım.

Yalan söylemezdim. Yardım isteyeni gerçi çevirmezdim. Dışarda dilenenlere devlet eliyle yardım ederdim. Ta ki onlar dilenmeye utanıp da iş isteyene dek. İş isteyene iş fırsatları açardım. Belediyenin sermayesinden de tarla havzaları açardım. Bu tarla havzalarında modern tarımcılık yapar ve iş imkanları genişleterek, ucuz meyve ve sebzeyi halka arz ederdim. Böylece halkın ekonomik refahı arttırırdım. Oysa maalesef verimle tarım havzaları yerleşim yerleri için rantlara açılıyor. Üstüne üstlük deprem riskinin olduğu aşikâr iken. Daha acısı ise beton apartmanların ömrü ortalama 100 senedir. Yani aldığınız bir daireyi torunlarınız büyük ihtimal göremeyecek. Toprak her zaman doğurmaya devam edebilecekken betonla toprağın nefesini kesmezdim.

Belediye başkanı olsaydım, yatay mimari yapardım. Yolların planları kaliteli ve uzun yıllar bozulmayacak şekilde olurdu. Her sene aynı yolları bozup tekrar yaparak belediye çalışıyor görüntüsü vermezdim. Planlı olan hiçbir yolun bozulma bahanesi olmaz. (Afet olayları hariç tabi)

Tamamlanmayan yolları, yap-işlet-devret modeli yerine halkla imece usulü yapar, halkın ücretsiz geçiş imkanını sağlardım. Yol sayesinde mesafe kısalsa da asıl kısalması gereken mesafeler, aynı sokakta yaşayan insanların birbirine olan uzaklığını azaltmak asli görevim olurdu. Bunun içinde 365 günün belirli günlerine sıkıştırılmış önemli gün ve haftalar yerine planlı ve programlı icraatlar yapardım.

Hazinenin israf etmemesi için liyakate dayalı çalışma prensibini aslî hale getirirdim. Belediye binasının girişini şu kutsi hadisi yazardım: “Rüşvet alan da veren de melundur”. Partimin üyelerine asla öncelik vermezdim.

Ben belediye başkanı olsaydım, sırf rakip partinin adı lekelensin diye kendi halkımın mağdur olmasına izin vermez, rakip partiyle aynı masaya oturur ve halka hizmeti geliştirmenin yollarını genişletirdim. Geniş yollardan önce gelişmiş düşüncelere ihtiyacımız var.

Belediye başkanı olsaydım, kapım herkese açık olurdu. Dileyen herkes istediği gibi derdini anlatabilirdi. Randevu almaya gerek olmazdı. Halkla devlet arasına kapı koymazdım. Odamın kapısına da “Kapıyı tıklamadan giriniz” yazardım.

“Temsilde israf olmaz” anlayışına karşı çıkardım. Şeytan zaten “Ben şeytana hizmet etmem” dedirterek kendine hizmet ettirir. Bu anlayışı yıkmak için de tarihte nice örneklerinde olduğu gibi mütevazi bir başkan olurdum. Temsilin şatafatlı olmasına karşın halkın yaşamının sağlıklı ve müreffeh olmasını sağlardım. Temsilde israf olmamasının örneklerini Hulefa-yı Raşidin döneminden örneklerle verirdim. Selçuklu veya Osmanlı dönemlerinden değil. Zira “o sahabeler ki gökteki yıldızlar gibidirler. Hangisine tabi olunsa hidayet vesile olur”

Belediye başkanı olsam şu anlayışla hareket ederdim: Sebep olan, yapan gibidir. Bende aynı şiarla hareket ederek, toplumun gözünü renkli duvarlarla boyayarak sosyal medyada vakit geçirmelerini sağlamak yerine, üstün ahlaklı olmaları için “Aranızda selamı yayınız” hadisi her yere yazardım. Ta ki iki yabancı insan birbirine sürekli selam verinceye kadar.

ALİ AKTAŞ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.