BaŞakHaber

DOĞU AKDENİZ’DE KEŞFEDİLEN GAZ KAYNAKLARI VE DEĞİŞEN DENGELERDE TÜRKİYE’NİN ROLÜ

DOĞU AKDENİZ’DE KEŞFEDİLEN GAZ KAYNAKLARI VE DEĞİŞEN DENGELERDE TÜRKİYE’NİN ROLÜ
Ali AKTAŞ
Ali AKTAŞ( aktasali.58@gmail.com )
98 views
26 Ağustos 2020 - 1:01

Tarih boyunca ticari yollar- enerji yolları savaşlara, çekişmelere neden olmuştur. Kral yolu, Roma yolu, İpek yolu, Baharat yolu, Karadeniz Ticaret yolu yeni dünyanın keşfine kadar önemini korumuştur. Sonrasında önemini yitiren bu yollarda ekonomik canlılık azalmıştır. Ta ki Akdeniz’de Mısır Süveyş kanalı açalana kadar… Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler Süveyş kanalı vasıtasıyla yolu kısaltarak Hint okyanusuna ve uzak doğuya ulaşabiliyordu. 1869’da açılan Süveyş kanalı Akdeniz ticaretini de canlandırdı. 1. Cihan harbi, Arap-İsrail savaşları kanalı etkilese de önemi hiçbir zaman azalmadı.

2008 senesinde Doğu Akdeniz’de başlayan doğalgaz aramaları olumlu sonuçlanında bölge daha da önem kazandı. İtalya, Fransa, Yunanistan, Ürdün, İsrail, Mısır, Kıbrıs Rum Yönetimi bir araya gelerek 2019’da Doğu Akdeniz Gaz Formunu kurdu. Bu olayda Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Yönetimi davet edilmemesi ile Türkiye yalnız başına bölgede etkileri değiştirmeye çalıştı ve kısmen de başarılı oldu.

Türkiye’nin Yalnızlaşması

İsrail-Türkiye ilişkileri, 2010 yazında İsrail komandolarının Gazze’ye insani yardım ulaştırmaya çalışan bir Türk gemisine ölümcül bir baskın düzenlemesiyle çöktü. Türkiye ve İsrail nihayet 2016 sonunda diplomatik ilişkileri yeniden kurduysa da, Başkan Donald Trump’ın ABD Büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınacağını duyurmasıyla ilişkiler, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e saldırmasıyla sonuçlandı. Bu arada, Ankara’nın Kıbrıs Rum liderliğindeki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını tanımaması nedeniyle, Kıbrıs ve Türkiye’nin diplomatik ilişkileri yok. Son olarak, Mısır-Türkiye ilişkileri, General Abdülfettah el-Sisi’nin 2013 yazında Müslüman Kardeşler liderliğindeki Muhammed Mursi hükümetini devirmesinden bu yana gergin.

İtalya’nın Keşfi Bölgeyi Hareketlendirdi

Bununla birlikte, İtalya’nın ENI’sinin Mısır’ın kıta sahanlığındaki Zohr keşfi, oyunun kurallarını değiştirdi. Akdeniz’de şimdiye kadarki en büyük gaz keşfi olan Zohr, uluslararası petrol şirketlerinin Doğu Akdeniz’i keşfetmeye olan ilgisini yeniden canlandırıyor. Şubat 2018’de ENI ve Fransa’dan TOTAL, Zohr’un jeolojik oluşumunun bir uzantısı gibi görünen Kıbrıs Rum hükümetinin Blok 6’da bir başka önemli doğal gaz bulgusu olan Calypso’yu duyurdu. ExxonMobil, Ekim 2018’de Blok 10’da bir sondaj programı başlatacak. Bu ek Kıbrıs ciltleri, belki de Leviathan’ın 3. aşamasıyla birleştirildiğinde, sonunda bir Kıbrıs Rum LNG ihracat terminalinin güvenilirliğini güvence altına alabilir. Sonuç olarak, bir sıvılaştırma terminali, Doğu Akdeniz’in enerji merkezi olma hayalini gerçekleştiren Kıbrıs’a doğru atılan ilk büyük adım olabilir.

Bununla birlikte, tek bir sıvılaştırma terminali, bir enerji merkezi oluşturmak için yetersizdir. Aslında, bir doğal gaz merkezi, likit ticaret ortamında birden fazla gaz kaynağının birleştiği ve birbiriyle rekabet ettiği ve ticareti yapılan gazın birden fazla alıcıya iletildiği bir yerdir. Kıbrıs’ı İsrail ve Mısır’a bağlayan boru hatları, adanın bir merkez olarak ortaya çıkma olasılığını artırabilir, ancak yatırımcılar Kıbrıs’ta sıfırdan bir proje başlatmak yerine mevcut LNG ihracat terminallerini genişletmeyi finansal olarak daha çekici bulabileceğinden, Kıbrıs muhtemelen kendisini Mısır ile rekabet halinde bulacaktır.

Yeni Gaz Sahaları
Kıbrıs, Doğu Akdeniz’in yükselen geriliminin merkezinde yer alıyor. 40 yılı aşkın bir süredir donmuş çatışmalardan sonra, son on yılda önemli gaz rezervlerinin keşfedilmesinin adadaki Türk ve Yunan toplulukları arasında bir çözüm olasılığını artıracağına dair umutlar yükseldi. Bu süreçte Kıbrıs’tan gaz ihracatı, AB’nin enerji arzını çeşitlendirmesine ve bölgesel işbirliğini güçlendirmesine yardımcı olacaktır. Ancak zamanla farklı bir dürtü devraldı – şimdi sadece Kıbrıs ve Türkiye arasında değil, aynı zamanda daha geniş bölgesel oyuncular arasında da gerilimi artıran bir dürtü.

Doğu Akdeniz doğalgaz rezervlerinden yararlanmaya yönelik kolektif bir ilgi, Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Mısır ile İtalya ve Fransa’daki kilit enerji şirketleri arasındaki işbirliğini artırdı. Bu grup, İtalya’nın kendisini, Ürdün’ü ve Filistin’i kapsayacak şekilde büyüdü ve Ocak 2019’da Kahire’de Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun (EMGF) oluşturulmasıyla sonuçlandı.

Doğu Akdeniz Gaz Formu ve Türkiye Antikulübü

Kıbrıs, Doğu Akdeniz’in yükselen geriliminin merkezinde yer alıyor. 40 yılı aşkın bir süredir donmuş çatışmalardan sonra, son on yılda önemli gaz rezervlerinin keşfedilmesinin adadaki Türk ve Yunan toplulukları arasında bir çözüm olasılığını artıracağına dair umutlar yükseldi. Bu süreçte Kıbrıs’tan gaz ihracatı, AB’nin enerji arzını çeşitlendirmesine ve bölgesel işbirliğini güçlendirmesine yardımcı olacaktır. Ancak zamanla farklı bir dürtü devraldı – şimdi sadece Kıbrıs ve Türkiye arasında değil, aynı zamanda daha geniş bölgesel oyuncular arasında da gerilimi artıran bir dürtü.

Doğu Akdeniz doğalgaz rezervlerinden yararlanmaya yönelik kolektif bir ilgi, Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Mısır ile İtalya ve Fransa’daki kilit enerji şirketleri arasındaki işbirliğini artırdı. Bu grup, İtalya’nın kendisini, Ürdün’ü ve Filistin’i kapsayacak şekilde büyüdü ve Ocak 2019’da Kahire’de Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun (EMGF) oluşturulmasıyla sonuçlandı.

Türkiye’yi dışlayan bir jeopolitik merkez yaratma arzusu örgütün kuruluş amacı olmasa da, yükselen koalisyonu tanımlamak için büyümüştür. EMGF’nin Türkiye karşıtı bir kulüp olarak algısı, görev alanını Kıbrıs çevresinde bölgesel güvenlik işbirliği ve ortak askeri tatbikatları da içerecek şekilde genişlettiğinde güçlendi. Yunanistan ve Kıbrıs, Türkiye’nin pahasına kendi siyasi konumlarını iyileştirmek için deniz altı gaz rezervlerinden yararlanmaya ve EMGF grubunu oluşturmaya çalıştı. Forum, her iki ülkeye de Türk etkisine karşı koymak için daha geniş bir ittifakı güçlendirme olanağı sunuyor. İsrail ve Mısır, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile sert ilişkiler sürdürürken, forumun Türkiye karşıtlığı Türkiye ile şiddetli bir bölgesel rekabet içinde olan BAE’yi de cezbetti.

İsrail(!)-Mısır-Kıbrıs(!), Yükselen Stratejik Enerji Üçgeni

Enerji güvenliği konusundaki işbirliğine yönelik ilk itici güç, İsrail’in açık deniz Leviathan sahasında on yıldan uzun bir süredir dünyanın en büyük doğal gaz bulgusunun keşfedilmesiyle 2010 yılında ortaya çıktı. Bunu Aralık 2011’de Kıbrıs’ın güneyinde Akdeniz’de Afrodit olarak bilinen daha küçük ama yine de önemli bir alanın keşfi takip etti. Ardından, 2015 yılında, Mısır’ın münhasır ekonomik bölgesinde bir başka büyük gaz sahası olan Zohr keşfedildi.

Leviathan sahasının keşfi üzerine, Leviathan’ın gelişimini finanse etmek için ihracat gelirleri gerektiğinden, gaz rezervleri için ihracat yollarının seçimi acil bir endişe haline geldi. İsrail hükümeti en başından beri Leviathan’ın ihracatını Orta Doğu komşularıyla ilişkilerini geliştirmek için kullanmaya çalıştı. Leviathan’ın üretiminin ilk aşaması, bu nedenle, İsrail’in Arap dünyasındaki tek arkadaşı olan Ürdün’e, bir kısmı da Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilere gönderilecek.

Leviathan’ın ihracatının ikinci aşaması, muhtemelen sıvı doğal gaz (LNG) olarak küresel pazarlara gönderileceği Mısır’ın yetersiz kullanılan sıvılaştırma terminallerine boru hattıyla yapılacak. Bu ihracat planı, Mısır ve İsrail arasındaki ilişkileri güçlendirecek ve hem İsrail hem de en önemli müttefiki ABD için önemli bir stratejik fayda sağlayacaktır. Sonunda, Mısır’da üretilen gaz, Zohr sahası Mısır’ın tüm iç gaz talebini karşıladıktan sonra mevcut yedek LNG ihracat kapasitesini harcayacaktır. Bu noktada hem İsrail hem de Mısır’da faaliyet gösteren hükümetlerin ve şirketlerin yeni ihracat seçeneklerini düşünmesi gerekecek.

Leviathan’ın 3. faz gazı için alternatif bir ihracat çözümü, Kıbrıs’taki bir LNG terminali olabilir. Kıbrıs Rum hükümeti, Cumhurbaşkanı Nicos Anastasiades’in “stratejik bir ulusal öncelik” olarak adlandırdığı böyle bir tesisi uzun süredir satın almayı arzuladı. Ancak zorluk, bir LNG ihracat terminalini ticari olarak uygun hale getirmek için yeterli gaz hacimlerini güvence altına almak olmuştur. Nitekim Afrodit’in kanıtlanmış rezervleri, Leviathan’ın 960 milyar metreküpünün yalnızca üçte biri kadardır ve bu, 2013’te Kıbrıs Rum Enerji Bakanı George Lakkotrypis’in bir LNG terminalini haklı çıkarmak için yetersiz olduğunu kabul etmiştir.

Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Çıkmazı

ABD Jeolojik Araştırma Enstitüsü’nün 2010 yılında yayınladığı rapora göre Doğu Akdeniz’de 3 Trilyon 450 Milyar metreküp doğal gaz rezervi ve 1,7 milyar varil petrol olduğu tahmin ediliyor. İsrail, Mısır, Lübnan, Filistin, Kıbrıs adası ve Suriye’nin münhasır ekonomik bölgesini kapsayan 83.000 m²’lik bir alan bulunmaktadır. Bugün İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (Kıbrıs Rum Yönetimi) bu alanda petrol ve doğalgaz araştırmaları yürütüyor. 2007 yılında Kıbrıs Rum Yönetimi, kendi beyan ettiği münhasır ekonomik bölgesini 12 sektöre ayırdı ve American Noble, Italian ENI ve French Total şirketlerine araştırma yapma izni verdi. Kendisini adanın tek temsilcisi olarak konumlandıran Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bu kararları mevcut durumla çelişiyor. Mısır ve İsrail ile enerji alanında anlaşmalar yaptı

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bu tavrı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) haklarını görmezden geliyor.  Kıbrıs Rum Yönetimi Ankara ve Kuzey Lefkoşa’dan yapılan tüm uyarılara rağmen mevcut konumunu değiştirmedi. Bu durum, Türk karasularına yeni giren ve 3. sektörde araştırma yapmak isteyen ENI’nin Türk savaş gemileri ile engellenmesine Ankara’yı ekledi.  Dolayısıyla Kıbrıs konusunda önemli bir uzlaşma zemini oluşturabilecek Doğu Akdeniz enerjisi, tam tersine derinleşen bir sorun haline gelmiştir.

Türkiye- Kıbrıs İlişkileri

Ankara’nın hem Kudüs hem de Lefkoşa ile ilişkilerinde yaşanan keskin gerilimler göz önüne alındığında, siyasi açıdan İsrail-Kıbrıs-Türkiye doğalgaz boru hattı bugün düşünülemez. Türkiye ve İsrail, mevcut diplomatik farklılıklarını küçük güçlüklerle aşabilirken, Türkiye ile Kıbrıs arasındaki siyasi uyumsuzluk çok daha zorludur. Türkiye, Kıbrıs Rum yetkililerinin Türkiye’nin askeri müdahalesinin ardından uluslararası tanınırlık kazandığı 1974 yılından bu yana Kıbrıs Rum hükümetinin yasal varlığını tanımayı reddetti. Ankara, Kıbrıslı Türkleri Kıbrıslı Rumların saldırılarından korumaya çalıştığı 1960 Garanti Anlaşması kapsamındaki müdahalesini haklı gösteriyor. Türkiye ayrıca, Kıbrıslı Rumların, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1960 Anayasası uyarınca, Kıbrıs sularında petrol ve doğalgaz aramaları da dahil olmak üzere ulusal düzeydeki kararlara katılma hakkını haksız bir şekilde reddettiklerini ileri sürmektedir. Buna karşın Atina ve Lefkoşa, Türkiye’nin adanın kuzeyindeki üçte birini bir saldırı eylemi ile işgal ettiğini iddia ediyor.

Son elli yılın büyük bir bölümünde Birleşmiş Milletler, adayı iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon olarak yeniden birleştirmeyi amaçlayan Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumları arasında müzakerelere aracılık etti. Bu türden en son girişim Temmuz 2017’de çöktü. Kıbrıs Türk toplumunun önemli hamisi Ankara, şimdi adanın yeniden birleştirilmesinden ziyade iki devletli bir çözümden yana görünüyor.

Rusya ve Doğu Akdeniz

Bölgenin önemli aktörlerinden biri olan Rusya, Doğu Akdeniz’deki varlığını garanti altına almak istiyor. Rusya, ABD ve AB’nin bölgede son yıllarda azalan etkisiyle dış politikasında bir miktar ilerleme kaydetmiştir. Rus gazına alternatif yollar hakkında konuşma hakkını elde ederek ticari ve stratejik konumunu korumayı ve hatta güçlendirmeyi hedefliyor. Bu nedenle enerji sektörünü büyük ölçüde elinde tutan Rusya, önümüzdeki yıllarda Rusya’ya alternatif olabilecek Doğu Akdeniz’deki fiziki varlığını güçlendirmeye çalışıyor.

Bu amaçla Rusya bölge ülkeleriyle ilişkilerini güçlendiriyor. Yakın ilişkilerinden dolayı Suriye en önemlisidir. Rusya, 2011 yılında patlak veren Suriye kriziyle kesinlikle ilgileniyor. 2015 yılında Suriye hükümetinin destek talebiyle Suriye’ye müdahale eden Rusya için Tartus limanındaki askeri üs önemli. Buradaki varlığı ile Doğu Akdeniz’de söz hakkını koruyabilecektir. Nitekim Rusya’nın 4 Eylül’de Kıbrıs açıklarında gerçekleştirdiği geniş çaplı askeri tatbikat, Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki varlığını koruma kararlılığını gözler önüne serdi. Rusya ilk kez çok taraflı notam vererek bölge ülkelerine fiziki varlığını sergiledi.

Öte yandan Mısır ile ilişkileri geliştirmeye çalışılıyor. İmzalanan askeri-teknik ve askeri-politik anlaşmalar ikili diyaloğu güçlendiriyor.  Mısır’a uçuş yasağının Ocak ayında kaldırılması, iki ülke arasındaki ilişkilerin ilerleme kaydettiğini gösteren bir diğer gelişme. Doğu Akdeniz enerjisi açısından Mısır ile ikili ilişkilerde yaşanan gelişmeler, Rusya’nın politikalarının uygulanmasını da kolaylaştıracak.

Tüm bunlara rağmen İsrail ile Rusya arasında önemli bir çıkar çatışması var. Bu durum da Rusya’nın Doğu Akdeniz stratejisini olumsuz etkiliyor. Rus enerji şirketi Novatek, ENI ve Total ile birlikte Lübnan’da rezerv arama için bir konsorsiyum kurdu. Rus şirketlerinin olası rezervlerden sondaj yapma hakkına sahip olması, Rusya için önemli bir avantaj sağlayacaktır. Ancak İsrail ile Lübnan arasındaki kıta sahanlığı anlaşmazlığı nedeniyle bu uygulamalara izin verilmeyeceği İsrail tarafından açıklandı.  Bu durum, Doğu Akdeniz’den alınacak pay konusunda İsrail ile Rusya arasında çıkabilecek önemli sorunlardan birinin göstergesidir.

Libya Dengeleri Değiştirdi

Türkiye ile Libya konusunda geliştirilmiş Avrupa işbirliğinin birleştirilmesi, Doğu Akdeniz’e yönelik daha etkili bir AB yaklaşımının bir başka gerekli boyutu. Türkiye’nin Libya hükümeti ile anlaşması Avrupa’nın çoğunu kızdırdı. Ancak Avrupa’nın şu anki tepkisi bölgede onu marjinalleştirme riskiyle karşı karşıya ve Türkiye’nin buradaki herhangi bir çözümde merkezi olduğu düşünüldüğünde, sadece Libya’daki savaşı uzatacaktır.

Avrupalıların, Türkiye’yi müzakere masasına oturmaya zorlayan, aynı zamanda teşvik eden bir yaklaşımı benimsemesi gerekiyor. Avrupa, Libya’daki son tırmanışta birçok yönden Türkiye’den daha büyük sorumluluk taşıyan Hafter’in dış destekçilerine aynı anda sormalıdır.

Potansiyel Kaynakların Taşınması için Olası Yollar

Son olarak Doğu Akdeniz’deki potansiyel kaynakların Avrupa’ya nereye ve nasıl taşınacağı sorusu, bölgedeki dengenin yeniden yapılandırılmasında önemli rol oynamaktadır. Bir yandan İsrail-İtalya-Kıbrıs Rum Yönetimi-Yunanistan işbirliği ile planlanan Eastmed boru hattı projesinin olası kaynakları Avrupa’ya aktaracağı tartışılırken, diğer yandan potansiyel gazı Türkiye üzerinden taşıma imkanı var.

Eastmed boru hattı projesi Kıbrıs, İtalya, Yunanistan ve İsrail enerji bakanlarının katılımıyla Ocak 2017’de kamuoyuna duyuruldu. Projeye göre İsrail’in Leviathan sahasından başlayan boru hattı, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Afrodit sahasından geçerek Kıbrıs adasına ulaşıyor. 700 km’lik boru hattı ile Girit adasına bağlanması planlanan hat, oradan Yunanistan üzerinden İtalya’ya uzanıyor. Ortalama 6 milyar dolara mal olan bu projenin hayata geçirilmesi, Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından adanın refahı için gerekli görülüyor.  Proje incelendiğinde deniz tabanından geçirilecek uzun boru hatlarının maliyetinin 6 milyar doları aşması muhtemel görünüyor. Uzmanlara göre bu hattın uygulama imkanı uzunluğu ve maliyeti nedeniyle çok yüksek değil.

İkinci bir alternatif; İsrail gazının TANAP’a bağlanması ve SGC aracılığıyla Avrupa’ya taşınması, halihazırda büyük ölçüde tamamlanmış olan İsrail Türkiye boru hattı daha uygun bir seçenek gibi görünüyor. Ancak bu seçenek, Türkiye ile İsrail arasındaki gerginlik ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tavizsiz tutumu gibi siyasi nedenlerle hayata geçecek gibi görünmüyor.

Sonuç olarak bölgesel refahın ve işbirliğinin artırılması için büyük bir fırsat oluşturan Doğu Akdeniz enerjisi mevcut durumda bu amaca hizmet edemez. Bölgedeki ikili ve çok taraflı ilişkilerin dinamikleri, sorunların derinleşmesine neden olan bir etkiye sahiptir. Bölgedeki Suriye Krizi bu durumun en büyük örneklerinden biridir. Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tavrı, Kıbrıs sorununun adil çözümüne yeni bir engel ekliyor. Bu nedenle, herhangi bir hak kaybını önlemek için Doğu Akdeniz’deki yeni durum yakından izlenmelidir.

ALİ AKTAŞ

Kaynakça

East Med Energy: Restorıng Squandered Opportunıtıes, Turkısh Policy, http://turkishpolicy.com/article/935/east-med-energy-restoring-squandered-opportunities, Erişim Tarihi: 20.08.20

Eastern Medıterranean Energy: An Opportunıty Or A Danger?, Tutku Dilaver, Avrasya İnlemeleri Merkezi, https://avim.org.tr/en/Analiz/EASTERN-MEDITERRANEAN-ENERGY-AN-OPPORTUNITY-OR-A-DANGER, Erişim Tarihi: 20.08.20

Deep Sea Rıvals: Europe, Turkey, And New Eastern Medıterranean Conflıct Lınes, Foreign Policy, http://foreignpolicy.org.tr/deep-sea-rivals-europe-turkey-and-new-eastern-mediterranean-conflict-lines/, Erişim Tarihi: 20.08.20

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.