BaŞakHaber

Bana dinden bahsetme!

Bana dinden bahsetme!
Asiye TÜRKAN( info@asiyeturkan.com )
74 views
31 Aralık 2020 - 23:22

“Çok acil, lütfen mümkünse hemen bana randevu verin” diyen, sesinin tonundan üzüntüsünü okuduğum hanım üç gün sonra mor koltuğuma yorgun bedenini müsaade isteyerek bırakmıştı. 50 li yaşlarda, 33 yıllık evli, iki kızı bir oğlu olan iş kadını hanım danışanım bir seansı neredeyse başarı elde ettiği, tatmin olduğu iş yerini anlatmakla geçirmişti. Merakla beklediğim sorunlarına ise ancak son on dakika içinde girebildi. Asıl mesele ise ikinci beraberliğimizin sonunda anlaşılacaktı.

Evlilik öncesi ailesi ile durumu, evlilik süreci, düğünde yaşananlar, kayınvalide sorunları, eşinin ilgisizliği, sorumsuzluğu, çocuklarına yetememesi, çalışmak zorunda kalması, evinin geçiminin tamamen kendi üzerinden oluşu bu da yetmiyormuş gibi elde ettikleri bütün varlıklarını eşinin dikkatsizliğinden dolayı kaybetmeleri…

Eşinin dikkatsizliği derken ne demek istediğini sorduğumda kelimeler boğazında bir bir dizilmişti. Sanki patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Fitilini çekmiş gibi hissettim kendimi. Beklediğim göz yaşları da artık yerinde durmaz oldu. Gözlerinin iki yanından akan yaşlara önündeki mendil kutusu yetişti.

Kendini çok güzel cümleler kullanarak anlatan, iş hayatındaki başarısının yanında bir yardım kuruluşunda aktif olan, dini sohbetler yapan danışanım bana direk şu sözler ile kendini ifade etmişti; “Beden tatmin olmazsa ruha zarar veriyormuş. Ruh sükunete kavuşmazsa iman  tam olamıyormuş. Bu ruh haliyle birde ahiretim yanacak diye korkuyorum.”

Biraz açmasını istedim. Bu anlamlı hezeyanların altında yatan sebepleri tek tek anlatırken tabulaşmış yanlış dini algıları, suçluluk ve günahkarlık duyguları, hiçbir suçu olmadığı halde kendini af edememeleri ve 33 yıldır bedeninin hiçbir zaman tatmin olmayışı vardı.

İşte bu noktada ne demek isteğini anlamıştım. Yıllardır bir tez olarak ortaya koyduğum hakikati direk danışanım dilinden duymuştum. Beden sükûnete uğramadıkça her ne kadar başarılar elde edilse de, saraylar içinde olunsa da, bir eli yağda bir eli de balda olsa da pek fark etmeyecekti.

28 yıllık evli ama hiç bedensel tatmini yaşayamamış bey danışanım acısını şu sözlerle ifade etmişti; “Kimyam bozuldu Asiye hanım. Eşimi seviyorum lakin beraber olmak istediğimde sapıklıkla itham ediliyorum. Bende gerginlik bırakıyor. Maalesef istemesem de tartışmalarımızın sonu şiddete kadar gidiyor. Sizi sosyal medyada gördüm. Sizden eşime bahsedemiyorum. Ben ne yapacağımı da bilmiyorum”

Son zamanlarda yaptığımız sanal bilgilendirme programlarımızın öncesinde, akabinde, içinde her ne kadar eleştiriler alsak da aldığımız bir çok sorular ve dualar hemen hemen herkesin ortak şikayetleri ile sorunlarımızın ne kadar da derinlerde olduğunu bir kez daha şahit oldum.

Rollerin değiştiği, sorumlulukların birbirine devredildiği, sınırların olmadığı, sevgi-saygı-güven üçgeninin bozulduğu, sorunların rahat konuşulmadığı, çare aranma derdinde olunmadığı aile ortamında daha nice kimyalar bozulacaktı.

Unutulmaması gerekir ki; bize verilen her şey  birer emanetti. Her emanetin yerli yerinde kullanılması gerekmektedir. Bedenlerin sakinleşmesi ancak evlilik akabinde iki ayrı kişi arasındaki sınırı açan, bedeni tatmin edecek eylem olan cinsel isteklerin rahatlıkla konuşulmasıyla yaşanmasıyla olur.

Aksi takdirde beden isyan eder. Bedenin isyanı elbette ruha yani psikolojiye de yansır. Depresyon durumunda olunması her günü gelecek ve kaybetme kaygısı ile geçirtir. Ruhu mutmain edecek olan eylemler bile bir zamandan sonra anlamsız kalabilir.

Geçmişten getirdiği bilgilerle, kültürle, örf adetlerle yaşayamadıklarının acısını her şeye isyan ederek iki dünya mutluluğuna sebep olan vahiyden bile soyutlanmasına sebep olabilir. Yapılan yanlışlar ile algılar birleştirerek pire için yorganı yaktırabilir, bana dinden bahsetme dedirtebilir. İmanını bu şekilde nefsine kurban edebilir.
Demem o ki, bu beden bize emanettir. Hesabı da çetindir…

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.